giriş     kayıt
temsilcilik

açılın fularlamaya geldim.

efendim belki temellerini antik yunanda arasanız bulursunuz ama yakın tarihteki en sağlam savuncularından biri (bkz: david hume)'dur.
şimdi bu radiyallahu anhu hume abimiz diyor ki, bir nesnenin kendisini doğrudan deneyimlemek imkansızdır. şöyle ki, bizler, gördüğümüzü zannettiğimiz nesnelerin kendilerini değil, temsillerini görürürüz. bu temsiller, tamamen zihmizin/beynimizin içerisinde oluşturulmuş, bi bakıma gerçek nesneye benzeyen ancak gerçek nesnenin tam olarak "kendisi" olarak tanımlayamacağımız görüntülerdir.

örnek olarak bir masayı gördüğümüzü düşünelim. bu masaya yakınlaştığımızda masa büyürken, uzaklaştığımızda küçülür. ancak masanın kendisi küçülüp büyümemektedir. büyülüp küçülen şey zihinmizdeki temsildir. ya da bir çubuğu suyun içerisinde soktuğumuzda kırık gözükür. çubuğun kendisi sağlamdır; kırık gözüken şey temsildir.

modern bilimden de bildiğimiz üzere aslında nesneler fotonlar aracılığı ile gözümüze gelir ve bir çeşit elektrik sinyallerine benzer kodlara çevrilip sinir ağları ile beynimizin arka kısmına iletilir. tıpkı bir kamera sistemi gibi düşünecek olursak, kamerada gördüğümüz fotoğraf, dış dünyanın "kendisi" değil, temsilidir. dolayısıyla beynimiz de hiçbir zaman nesnenin kendisini göremez.

bazı dalyarak filozoflar çıkıp der ki; süleyman abi, bu temsillerin nedeni, nesnenin kendisi değil midir? o zaman neden bu kadar şüpheci yaklaşıyoruz aq? tamam bazı farklar olabilir ya da göremediğimiz noktalar olabilir, ama kesin olarak biliyoruz ki, temsil varsa, nesne de vardır. çünkü nesne, temsilin nedenidir.

ancak burada da büyük bir problem vardır. neden-sonuç ilişkisi, birbiri ardına sıralanan olguları gözlemleyip, "bu olay bunun nedeni lan" demekten başka bir şey değildir. ve dolayısıyla neden-sonuç dediğimiz şey ancak 2 olgu gözlemleniyorsa mümkündür. temsilin nedeni nesnenin kendisidir demek için, ikisini de görmen lazım ve bu bunun nedenidir demen lazım. fakat nesnenin kendisini hiçbir zaman göremediğimiz için, nesne temsilin nedenidir diyemezsin. çünkü gözlemlediğin tek bir şey var; temsil. dolayısıyla tek bir şey, neden-sonuç bağlamında yorumlanamaz.

ha pek tabii ki harbiden temsiller nesnenin çok benzeri olabilir. fakat sorun, bu durumun epistemolojik olarak temellendirilemiyor, kanıtlanamıyor oluşudur. dolayısıyla "inanmak" zorundasındır. "orada ağaç var!" önermesi bile, inançtır kardeşim.

hadi şimdi kuru fasulye yapıp pilavla yiyelim. güzel oluyor.

-


peki körlerin bir nesnenin varlığını kabullenmesi?dokunduğu şeyin varlığına şekline uzunluğuna inanmayacak mı şimdi adam?

-


gördüğümüz şey temsil evet. dokunduğumuz da temsil. çünkü derimiz aracılığıyla yine ortamdan bir veri alıyoruz. ve aldığımız bu veriyle söz konusu nesnenin bir temsili beynimizde var oluyor. bu noktada görmüşsün, duymuşsun, dokunmuşsun. farketmez. önemli olan sen o nesneyle ilgili veri alıyorsun ve beyninde o nesneyle ilgili birşeyler oluşuyor. masa dediğin zaman gözünün önüne bir masa şekli gelmesi gerekmez, o kavram zaten bir çok veriyle desteklenmiş ve sabit bir değer haline gelmiş. masa dediğimde bunun üzerine düşünmüyorum. bu sabitlenmiş değer de o zaman nesnenin temsili olabilir. illa görüntü olarak ya da başka duyu organlarından alınmış verinin ham hali olarak düşünmemek lazım. şahsi fikrim budur.

-


Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın.